- Anlayamadım efendim, ilk dizi filmim ?
Kaya, iyice afallamış, Büyük Roma’dan Kudüs’e giderken nasıl
oldu da konu ilk çektiği yerli diziye gelmişti anlayamamıştı. Nereye gideceğini
kestiremediği bu konu kendisi bir hayli telaşlandırmış ve afallayarak
bakakalmıştı.
- İlk çektiğiniz ve 2 sezon boyunca devam eden “Memnuniyetle
Aşk” dizisinden bahsediyorum. Hayallerinizde çizdiğiniz resmin toplum
üzerindenki yansımasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Evet, bu dizinin benim için apayrı bir yeri vardır. Ülkemizde çekilen
yerli dizilerde oluşturulan karmaşık yaşam ilişkileriyle gerçekte varolan insan
ilişkileri arasında bocalayan ve yaşayamadıkları aşkları seyretmekten son
derece mutlu olan bir gençliğe ulaşmak istedim bu çalışmalarımda. Dünyanın bir
çok yerinde aslında doğal olan bazı insan ilişkilerinin ülkemizde gereksiz yere
yadırgandığı ve bu ilişkileri yaşayan insanların aslında içimizden insanlar
olduğu ve ötekileştirmenin insan onuruna ne kadar aykırı olduğunu anlatmak
istedim. Toplum tarafından Kabul görmesi de benim için apayrı bir mutluluk
olmuştur hep.
Edvard söze girdi.
-Kimileri için mükemmel bir seyir iken bu dizi bizim için
ise mükemmel bir araştırma projesiydi. Kaya Bey, bu dizinin ilk 10 bölümünü
getirdiğinde bizi bir hayli heyecanlandırmıştı. Senaryonun geri kalanında bir
kaç ekleme yaparak araştırmamıza
başladık. Dizi yayına geçmeden önce dizi içerisinde verdiğimiz mesajlarla ile
ilgili büyük çaplı bir anket çalışması yürüttük. Dizinin öncesi ve sonrası
bizim için önemliydi. Aynı anketleri ilk sezonun ardından tekrarladık. Aradaki
fark bizim beklentilerimizden bile çok öteydi. Kaya Bey’in belirtilen mesajları
ustalıkla işlemesi bizi yerli dizilerin gücünü de apaçık gösterdi.
Profesör, yerli dizilerle toplumun yeniden dönüştürülmesi,
hassasiyetlerinin yeniden ayarlanması gibi bir çok konuda bu araştırma
çalışmalarını siz yürüttünüz, ne gösterdi bu sonuçlar bize.
- Öncelikle Kaya Bey’e teşekkür etmek gerek, talep ettiğimiz
konuların tamamını işleme biçimi, kamerayı ve teknolojiyi kullanarak insanlar
üzerinde oluşturduğu duygu yoğunluğu muhteşemdi. Sadece diziyi seyreden
insanlar üzerinde değil, politika, medya, sosyal ağlar üzerinde de büyük
etkiler doğurdu.
- Gelenek ve göreneklerin ağır bastığı, din olgusunun insan
yaşamı üzerindeki etkisinin güçlü bir şekilde devam ettiği Türkiye’de, bu dizi
henüz yayına geçmeden verceği mesajlar konusunda halkın nabzını yokladık.
Gençlerin orta yaş ve üzerindeki insanlar gibi kültür hassasiyetlerine
yeterince bağlı olmadıklarını farkettik. Buna ragmen, anket içerisinde
sorduğumuz sorularda bir çok gencin çok katı bir tutum izlediklerine şahit
olduk. Asla kabullemeyecekleri bir çok konuda ılımlı yaklaşımlara ulaşamadık.
İlk sezonun bitmesiyle beraber yaptığımız ikinci anketin sonuçları ise gözlü
görülür şekilde farklı bir tutum içerisine girdiklerini gösteriyordu. 10 kritik
durumla ile ilgili tutum ve davranış testinden bizce en önemlilerinden bir tanesi ve Türk toplumun
asla Kabul edemeyeceğini düşündüğümüz dayı, karısı ve yeğeni arasında geçen aşk
ilişkisiydi. Bu konuda çok fazla bir değişim olacağını öngörmüyorduk ancak
yanılmıştık.
İlk sorumuz şuydu.” Dayınızın genç ve güzel karısına aşık
olsaydınız, o da size aşık olsaydı, tutumunuz ne olurdu? Aynı sorunun benzerini
alt başlık olarak orta yaşlılara “Yeğeniniz, karınıza aşık olsa ve ilişkiye
girdiklerinizi bilseniz, tutumunuz ne olurdu?, kızlara ise evlendiğiniz erkeğin
yeğenine aşık olsaydınız, tutumunuz ne olurdu ? diye sorduk. Bu soruyla
yüzleşmekten bile utanç duyan bir toplumunun bu tip sorulara verceği cevapları
hepiniz taktir edersiniz.
Dizide yaklaşık bir sezon bu konu ustalıkla işlendi. Hiç bir
yapımcının cesaret edemediği bir konuyu ustalıkla işlemek gerçekten büyük bir
maharetti. Kaya Bey’in yaşadıkları zorlukları anlıyor ve yönteminin ne derece
başarılı olduğunu görerek tekrar tebrik ediyorum.
Kaya söze grime ihtiyacı duydu.
- Bu konuyu işlemek gerçekten büyük bir cesaret istiyordu.
Hiç kimsenin yapamadığını başarma arzusuylaçok çalıştığımı ve hiç bu kadar
yorulmadığımı belirtmek isterim. Türk toplumunun asla kabul edemeyeceği böyle
bir konuda herkesi makul sınırlar içerisine çekmenin en güzel yoluydu aşk.
Profesöre teşekkür ediyorum, talebim üzerine ülkemiz gençleri üzerinde daha
önce benim için yaptığı “Türkiye”li gençlerin “Aşk” olgusunu anlama biçimleri”
adlı araştırması benim için gençlerin “aşk”
ile ilgili hayallerini anlamamda önemli bir çalışma oldu. Yüzlerce yerli
dizi ve sinema çalışmalarında aşk konusu işlenir, ancak çok azında televizyonda
izletilen aşk olgusu ile gençlerin zihinlerindeki aşk hayali örtüşür. Gençlerin
can damarı olan aşk konusu öyle işlenir ki gençler kendi kurdukları hayaller
içinde bu aşkı bulamaz sanki başka birinin aşkı gibi izler. Ama biz onların
zihinlerine ve kalplerine girdik. Gerçek hayatta gerçekleştiremedikleri
hayalleri televizyon ekranlarında sanki yaşıyorlarmış gibi hissetmelerini
sağladık. Ancak herkesin aşk algısının farklı olması işimize sürekli sekte
vuruyordu. Biz de onlara nasıl bir aşk hayali kurmaları gerektiğini öğretmeye
başladık. Bunun için tam 10 bölüm harcadım.
10. bölüm benim kritik bir eşikti. Dizinin yayın
kaldırılması gündeme geldiğinde George Sarisyan’ın ekonomik desteği, sosyal
medyada eski bölümlerin milyonlarca kişi tarafından izlenmeye başlanacak olması
ve reyting desteği bu dizi için can suyu oldu.
Dizide dayısının genç ve güzel karısına aşık olması ve
sonraki gizli ilişkileri yaşamaya başladığında, o gün dizimin yasaklanacağı ve
tepkilerden dolayı yurt dışına bile kaçacağımı düşünüyordum. Önce ufak ufak
tepkiler almaya başladım, bir kaç küçük tepkisel kampanyayı geçirdikten sonra,
sokakta şunları duymaya başladım. “Ne var ya olamaz mı, adam aşık, aşık”.
Aslında toplum tarafından zor kabullenen olguların arkasına aşk olgusunu
yerleştirdiğimizde daha iyi anlaşılıyor olduğumuzu gördüm. Başroldeki oyuncunun
yakışıklılığını ön plana çıkararak kadınların tepkisini, başroldeki kızın güzelliği
ve seksiliği ile de erkeklerin ilgisini başka bir noktaya çektim. Özellikle
gençler yakışıklı aktörde kendilerini güzel kızımızda da sevgilisini görmeye
başladı. Bu aşk kendilerine o kadar sıcak geldi ki, ilişkinin garipliğini kimse
önemsemedi. Bu ikili arasında yaşanan dizinin her karesi öyle özenle çekildi ki
o atmosfer içinde olmayı hayal etti herkes. Bu güzel aşk hikayesi arka planda
yer alan tüm olumsuzlukları görünmez hale getirdi. Bu ilişkiyi halk üzerinde
normalleşmeye başlayarak, kabullenmenin ilk işaretlerini de verdi.
Profesör söze girdi.
- Projenin ne kadar zor şartlarda yürütüldüğünü unutmamak
gerek. Dizinin devam ettiği ve bitiminden sonraki beş yıl içerisinde dizide
işlenen konulara benzer durumlarda yaklaşık 284 boşanma olayı, 56 kadın
cinayeti ve 1226 kavgalı olay yaşandı bu ülkede, dönüşümün bu kadar sancılı
olacağını tahmin etmiyorduk. Özellikle 26. Bölüm sonrasıydı galiba kızıyla
kardeşi arasında yaşanan yasak bir ilişkiye şahit olan babanın her ikisini
birden bıçaklayarak öldürmesi ve ardından cesetleri torbalara koyarak çöp
konteynırına atması olayı büyük bir infial yaratmıştı toplumda. Projenin sonu
diye düşünüyorduk.
George Sarizyan söze girdi.
- O gün kadın hakları savunucusu olan sivil toplum
kuruluşlarıyla yürüttüğümüz “Kadın Şiddete Hayır” ve “Namus ve Töre
Cinayetlerine Hayır” kampanyalarıyla ilgiyi farklı yönlere çekmeyi başardık. Bu
kampanyaları yürütmek için bu sivil toplum kuruluşlarına büyük kaynaklar
ayırdık. Sivil toplum gücümüzü artıracak yeni çalışmalar yaptık. Dizi oyuncularımızı
bu kampanya süresince ön plana çıkarmamızda akıllıca bir hareket oldu.
Nilsen McKenet konuşmaya girdi.
- Evet bu olayın olumsuz yanlarının yanında bizim için
olumlu olarak söyleyebileceğim önemli bir fırsatta doğurdu. Avrupa
parlemontasında Türkiye’nin Avrupa Birliği süreçlerinde aile yapısı ve kadına
şiddet konusunda yeni yaptırımlar yapılmasına yönelik adımlar atıldı. Bu
projenin sadece toplum nazarında yürütülmesi değil aynı zamanda hükümetlerinde
bu normalleşme sürecine katkı sağlaması gerekliliği unutulmamalıydı. Ülke
yöneticilerinin “hadım” gibi katı cezalarla bu normalleşme süreçlerini
angelleme çalışmaları tarafımızca engellendi.