11 Temmuz 2015 Cumartesi

BÖLÜM-2 ( Bir Dizi Yersiz Hayal)



Adana İncirlik Üssü / Nisan 2014

Tarihler 4 Nisan 2015’i gösterirken, Adana Amerikan İncirlik Üssü’ne 8 adet askeri uçak indi. O gün hava üssü o güne kadar ki en yoğun programlarından birine sahne oldu. Kayıtlara geçmeyen ve alışık olunmayan bir dizi prosedür izlendi.
                                                
İlk uçak indiğinde; elinde önemi yüksek olduğu tahmin edilen siyah bir çanta ile uzun bacaklı bir ingiliz 10 kişilik bir koruma ekibi ile arka arkaya diziler üç siyah jipe bindi. Jip hareket ederek onlarca askerin teyakkuz halinde olduğu ve hemen hemen her kritik noktayı tuttuğu 2. nolu hangar doğru ilerledi. Hangarın önüne geldiğinde, jipler daha durmadan araçtan atlayan korumaların gözetiminde iki kişi hangar girdi ve hangarın kapıları kapatıldı.

Aynı süreçler dakikalar sonra inan digger yedi uçak için de tekrarlandı. Büyük bir toplantının başlangıcına şahit olduğundan habersiz olan askerler, ortadoğu’da yeni bir savaşın başlayacağı ile ilgili tahminler yürütmeye başlamıştı bile.

Hangarın ön bölümünde cep telefonları ve korumalara ait silahlar hazırlanan bir masanın üzerine bırakıldı. Korumalar içeri alınmamakla beraber her ekipten başkan olduğu düşünülen kişi ve yardımcıları hangarın iç bölümüne alındı. Jammerlar hangarın içinde dört köşeye yerleştirilmişti. Bu gün ne konuşulacaksa burda hiç bir suretle bu toplantıya katılanlar dışında hiç kimse bilgi sahibi olmaması gerektiği izlenimini uyandırıyordu.

Hangarın ortasında devasa büyüklükte bir masa ve etrafında 9 koltuk vardı. Biraz illerde monitörler döşenmiş bir çalışma alanı, projeksiyon sistemi ve ne olduğu anlaşılamayan bir çok cihazla donatılmıştı.

Bu sekiz koltuğun sahipleri yerlerini aldığında, elinde dosyalarını inceleyerek, 9. Koltuğun sahibinin gelmesini bekliyorlardı. Alanda çıt çıkmıyordu, herhangi bir merhabalaşma dahi yaşanmayan bu ortamda tarihi değiştirecek bir planlamanın ön hazırlıkları yapılma ihtimali herkeste küçükte olsa bir heyecan uyandırıyordu. Tarihi değiştirecek bu toplantılar dizisinin bu bölümünde herkes sanki Osmanlı topraklarını bir kez daha paylaşacakları gibi bir duyguyla kendilerine ait bir rol kapma planlarıyla sabırsızlıkla bekliyorlardı.

Toplantıya gelen bu sekiz kişi sanki birbirlerini hiç tanımıyormuş gibi davranıyor, ancak bu güç çemberi içinde olmanında mutluluğunu yaşıyorlardı.

Bu gizli toplantıyı tertip ettiği anlaşılan kişilerin bir kaç göz hareketi artık toplantının başlayacağı haberini veriyordu. Bir kaç dakika sonra 9. Koltuğun sahibi hangarın arka kapısından 5 kişilik danışman ekibiyle geldi. Herkes ayağa kalkıp, saygıyla başlarını eğerek selam verirken, o küçük bir mimikle topluluğu selamlayıp koltuğuna oturdu. Dosyalar danışman ekibi tarafından alelacele önüne kondu. Beni yanlız bırakın der gibi bir el hareketiyle danışmanlarının tamamı yaklaşık on adım kadar geri geri yürüyerek durdu ve beklemeye başladı.

Toplantılara başkanlık ettiğinden dolayı “Başkan” olarak anılan Edward Shann, orta yaşlarında, hafif sarışın, uzun boylu ve sert mizacı altında gizlenen amerikalı  bir toplum bilimci dehasıydı. Ordudan sonra, kızılhaç, NATO ve birleşmiş milletlerde farklı farklı alanlarda bir çok konuda çalışmalar yapmış, bir çok ülkenin toplumsal dönüşümüne katkı sağlamıştı. Bu özelliği nedeniyle kendisine büyük paralar aktarılarak bilimsel araştırma çalışmalarına da büyük destekler sağlanmıştı.

Uçları yukarı kalkmış kaşlarının altındaki mavi gözlerinden deha ışıl ışıl fışkırıyor ve karşısındaki herkesin üstünde bir hakimiyet sağlıyordu. Bir dahinin üzerindeki son derece şık takım elbise iç dünyasının düzenini ve disiplinini temsil ediyordu. Gömleğinin kol düğmeleri hangarın tepesinden gelen projector ışığında parıldıyor, belki hiç kimsenin daha önce böylesini görmediği saati bambaşka bir gücün işaretini veriyordu. İnsanların bakmaya çekindiği o gözler önce masadaki herkesin gözlerine isabet etti. Masadakiler saygıdan ziyade içlerindeki o korkudan dolayı bu güce teslim olmayı arzu ediyor gibi gözlerini öne eğdiler.

O gün askeri bir harekatın hazırlık sinyali verilecek gibi bir hava vardı ortamda. Masadaki herkes önlerindeki kalın dosyaları göz ucuyla incelemeye çalışıyordu. Bu kez hangi ülke ? aceba diye geçiriyorlardı akıllarında. Olsa olsa Suriye ile ilgili bir durum olduğu öngörülebilirdi. Masadaki bir kaç dakika boyunca oluşan sessizlik bu sorunun cevabını bekliyordu.

Bay Shann’ın dudaklarının oynamasıyla beraber o etkileyici ve güç sembolü ses, bir mızrak gibi sessizliği yardı.

- Hepiniz hoşgeldiniz. Neden burda bulunduğunuzu merak ediyorsunuz, biliyorum, bu gün büyük bir projenin temellerini atarak Roma’ya o tarihi huzuru ve refahı tekrar getirmek için burdasınız. Heyecanınızı gözlerinizden okuyabiliyorum, ancak öncelikle kimlerle birlikte bu projeyi inşaa edeceğiz, müsadelerinizle tanıştırmak istiyorum.

Prof. Dr. Charles Tyler; kendisi 21. Yüzyılın en deha toplum bilimcilerinden biridir. Çoğunuzun çalışmalarını yakından tanıdığı, “Arap Baharı”nın baş mimarlarından biridir. Yürüttüğü bu projeyle hepimizin takdirini toplamış birisidir. Bu projenin yan etkilerini Avrupa için en aza indirecek yeni çalışmalarını da yine yakından takip ediyoruz. Hoşgeldiniz profesör !

George Sarizyan; kendisini anlatmamıza gerek yok sanırım. Onun gerek kafkaslarda gerekse de balkanlarda yaptığı çalışmaların modern batının refahını ne derece etkilediğini hepimiz biliyoruz. Türkiye ve ortadoğuda ki sivil hareketler üzerindeki etkisini ve genç aktivistlerle yaptığı tüm dünyadaki çalışmaları ne kadar stratejik bir alan üzerinde çalıştığını bizlere gösteriyor. Toplumsal dönüşümlerde finansman desteğinin ne kadar önemli olduğunu takdir edersiniz.
Justin Sandler; Kendisi sosyal medya uzmanı, neredeyse tüm dünyada kurduğu sosyal medya ağı ile bu ülkelerdeki genç aktivistlerle birlikte yürüttüğü sosyal kampanyalarla tanıyoruz kendisini. Sosyal medyanın gücünü bize öğreten kişidir.

Ajan Sylvester; Kendisi bize CIA tarafından bize önerilen ve uluslararası alanda tüm gizli servislerin oluşturduğu toplumsal bilgilere ulaşmamızda yardım sağlayacak kişidir.

Lisa Amounpour: Amerika, Avrupa ve dünyanın bir çok ülkesinde çalışmış başarılı bir habercidir. Onun medya desteğinin her kampanyayı başarıya ulaştıracak bir anahtar olduğunu bilmeyen yoktur.

Nilsen McKenet; Kendisi birleşmiş niletler barış temsilcisi, uluslararası alandaki tüm politik gelişmeleri yakından takip eden ve politika kampanyalarıyla bir çok ülkede etkili olan bir gönüllüdür.

Ahmad Khan: Kendisini Filistinde El-Fetih ve Hamas arasındaki politik gerilimleri yürütmek ve filistinin batıya entegrasyonunu gerçekleştirmek amacıyla yaptığı çalışmalardan tanıyoruz.

Kaya Alacalıoğlu; Kendisi sinema ve dizi yapımcısıdır. Türkiye’de çektiği dizi filmlerle toplumsal dönüşümde ne derece başarılı olduğunu bir çok kez yaptığımız araştırmalarla ortaya koyduk. Kendisinin ortadoğuda da ortaya koyduğu performansı yıllardır dikkatlice izliyoruz.


Hiç kimse ne için geldiğini bilmediği bu toplantıda zihinlerinde bir yapbozu tamamlamaya uğraşıyordu. Özellikle bir film yapımcısının bu toplantıda olmasına kimse bir anlam veremiyordu. Edward, sırayla toplantıdaki herkesin gözlerinin içine bakıyor, sanki şaşkınlıklarından zevk alır bir tavır takınıyordu. Bunca sıkı önlemler altında yapılan bir toplantıda bir savaş haberinin çıkması umulurken herkes tarafından, şimdi nereye varacağını çözmeye çalışıyorlardı.

Kaya’nın beyninde yapbozun parçaları uçuşup duruyordu. Bir toplum bilimci, bir banker, sosyal medya uzmanı, politikacı, haberci, istihbaratçı ve bir gönüllü. Bu denklemden ne çıkabilir tüm olasılıkları değerlendiriyor ancak bir yere varamıyordu. Son care olarak kendini toplantının gidişatına teslim ediyordu.

Ajan Sylvester, yıllarca çalıştığı ülkelerde savaştan başını kaldıramamış bir adamdı. Yine mi bir savaş diye düşünüyor ancak bir senaristin ne işi var diye de aklından geçirmekten edemiyordu.

Nilsen, yıllarca ülke ülke dolaşıp, politik stratejilerle askeri ve sivil darbeler konusunda çalışmalar yapmış, deneyimli bir politikacıydı. Yıllardır yaşadığı olaylar ona hiçbir konuda şaşırmamayı öğretmişti. Sakinliğini koruyor ama içindeki merakı da dizginleyemiyordu.

Ahmad ise bu toplantının bir savaş doğurmayacağını tahmin ediyor ancak şaşkınlığını her haliyle ele verip Edvard’ı dinlemeye devam ediyordu.
Edvard, son şaşkın bakışları da izleyip, oturduğu koltuktan ayağa kalktı. Ellerini masanın üzerine koydu. Boynunu yavaş yavaş çevirirek o insanı bıçak gibi kesen gözleriyle herkesi tek tek süzerek, konuşmasına devam etti. Tam bir sessizlik hakimdi.

Biz, Büyük Roma’yız. İsmimiz tarih sayfalarında yüzyıllarca geçmedi. Ancak biz hep vardık, varolmaya da devam edeceğiz. Romanın ismi yok diye hiç bir zaman görülmeyen ve hiç bir zaman da göremeyecekleri yapı biziz. Onlar bizi yok saysalar dahi yüzyıllarca bu dünyayı yöneten bizdik, yine biz olacağız. Osmanlı’ya bizansı verirken de ordaydık, Osmanlıyı yıkarken de. Dünya haritasını çizen de bizdik, sınırları belirleyen de. Hiç bir ülke bizim gözetimimiz dışında varolmadı ve hiç bir ülke de yokolmadı. Avrupa’dan Çin’e kadar da biz vardık, asyadan ortadoğuya da, afrikadan uzak dünya ülkelerine de biz vardık. Amerika’yı keşfeden, güney amerikaya da ulaşan bizdik.

Biz Büyük Roma’yız. Gücümüzü bizden korkan insanlardan alırız. Onların neyden korkacağına biz karar veririz. Gücümüzü sevgiden alırız, insanların neyi seveceğine biz karar veririz. Gücümüzü dostluktan alırız, kimin kimle dost olacağına biz karar veririz. Kılıcımızın gücü diz çöktürür herkesi, paramız esir alır, insanlar bizimle bilgiye ulaşır, bilginin kaynağı biziz. Gücümüz hayallerimizden alırız, kimin ne hayal kuracağına biz karar veririz.

21. yüzyılda gücümüzün ulaşmadığı tek bir köy, tek bir kasaba, tek bir ada kalmamıştır. Büyük Roma, tüm dünyayı hakimiyeti altına almışken, herkesin küçük gördüğü bir virus Büyük Roma’ya meydan okuyacak seviyeye gelmiştir. Düşünün koskoca bir okyanusta küçücük bir ada. Tüm okyanus bu adayı çepeçevre kuşatmışken, esir almışken bu adayı, bu adanın yıllarca kendisini yutmaya çalışan okyanustan kendisini koruması bir başkaldırı değildir de nedir.

Kudüs ! Birinci dünya savaşından sonra Selahattin Eyyübi’den tekrar aldığımız Kudüs. O gün tüm arap şeyhlerine diz çöktürdümüz ve Osmanlı’dan bağırtıra bağırttıra aldığımız Kudüs. O gün herşeyin bittiğini sanmak en büyük hatamızdı.

Bütün bilginlerini öldürdük, bilgisiz kalsınlar, bilginin kaynağına dönsünler diye. Ancak yıllardır aynı kitabı okumalarına mani olamadığımız Kudüs. Tüm topraklarını ellerinden aldığımız, tarlalarını yaktığımız, zeytin ağaçlarını kestiğimiz Kudüs. İnsanlığın en cani en nönkör insanlarını yerleştirdiğimiz, korksunlar diye katliamlar, cinayetler işlettiğimiz Kudüs. Hor gördüğümüz, ezdiğimiz, sürgün ettiğimiz, aile yapıları paramparça ettiğimiz Kudüs.Yıllardır üzerinde oynamadığımız oyun, izlemediğimiz strateji, uygulamadığımız politika kalmayan Kudüs.

Topraklarını aldık, çocukları katlettik, her gün bombalar bombalar attık, operasyon üstüne operasyon, tüm ülkelere ezdirdik onları, amborgo uygulayıp aç bıraktık, sefil bıraktık. Olmadı, 3 metrelik duvarlarla kapadık etraflarını bir mezara gömer gibi. Vardığımız nokta ne ?. Hala yaşamak için bize ihtiyaç duymuyorlar, bilgiyi bizden satın almıyorlar, bizim gibi düşünmüyor, bizim gibi konuşmuyor, bizim gibi yaşamıyor ve bizim gibi hayaller kurmuyorlar. Direniyorlar. Biz tüm dünyayı dize getirirken küçücük bir kara parçasına hakim olamıyoruz. Ya başka Kudüs’ler de doğarsa. İşte bu bizim için sonun başlangıcı olacaktır.

Hatırlayın, bir gece Firavun rüyasında doğacak bir çocuğun (Musa) kendi sonunu getireceğini görmüştü de, o sene doğan tüm erkek çocukları kılıştan geçirmişti. Ama o koskoca Firavun saltanatının sonunu yine o çocuk, Musa getirmişti.

Geçen yıllar boyunca şunu anladık, bu toplumun değişim ve dönüşümünü sağlamak için silahların bir işe yaramadığını. Firavun gibi tüm halkı kılıçtan geçirsek bir Musa’nın doğabileceği riskini göze alamayız. İstila, katliam, dışlanma, aile yapısını bozma, politik çareler, medya ile terrorist gösterme oyunları, sınırları kapatıp duvarlar arasına hapsetme gibi daha nice yöntemlerin hiç birinin işe yaramadığını şu an canlı bir şekilde görüyoruz. Biz üzerlerine gittikçe onlara olan destekler artıyor ve her geçen gün çember daralıyor.

Şunu anlamanızı istiyorum. Bizim derdimiz, Batı Şeria ve Gazza gibi ufacık kara parçalarını almak değil, bizim derdimiz, Büyük Roma’nın büyük hayallerine direnen bir grup topluluğu ortadan kaldırmak ta değil, bizim derdimiz bu toplumu Büyük Roma’nın sonunu getirecek başlangıç olmasın diye dönüştürmektir.

Bu gün Kudüs, öyle bir dönüşmeli ki, bir müslüman ile bir yahudi arasında hiç bir fark kalmamalı, bir müslüman ile bir hıristiyan arasında hiç bir fark kalmamalı. Bu insanlar ister Kuran okusun, isterlerse müslüman olduklarını her yerde özgürce söyleyebilsinler ancak Büyük Roma’ya tabi olsunlar, bizim gibi düşünsünler, bizim gibi yaşasınlar ve bizim gibi hayaller kursunlar. Bir Romalı olmaktan gurur duysunlar…

Yıllardır dönüştüremediğimiz bu küçük topluluğu Büyük Roma’nın ayarlarına çekmek için sizlerden, Asrın en büyük projelerinden birine destek olmaya çağırıyorum. Eğer bu proje başarılı olursa Büyük Roma her zamankinden daha güçlü bir şekilde dünyayı adaletle yönetmeye devam edecektir. Bu projenin sadece Kudüs’ü kapsamayacağı da aşikardır. Ve büyük Roma Musa’ları dönüştürerek öldürme yöntemi dışında fevkalede bir yol bulmuş olacaktır.

Edvard, toplantıdaki herkesin bir sure düşünmesine fırsat verircesine sakin bir şekilde yerini oturdu. Herkes ne kadar büyük bir problemle karşı karşıya kaldıklarının farkındalığıyla bir sure sessizce iç dünyalarında gezinmeye başladılar. Bir yandan Büyük Roma resmini zihinlerinde tekrar gözden geçirirken bir yandan da hiç ummadıkları bir Kudüs denklemi içerisinde kalmışlardı. Bir sure homurtular baş göstermeye başlamıştı. Büyük Roma, Kudüs ve proje. Herkes anlamlandırmaya çalışıyor bir yandan da sanki bulunmuş bir çözüm varmış gibi dinleme heyecanını kapılıyordu. Projenin ne kadar büyük olduğunun herkes farkında idi. Askeri çözümlerin çözümsüz kaldığı bir denklemin farklı bir metotla çözülme belirsizliğini yaşıyordu herkes. Edvard artık tekrar söze grime gereği duydu.

- Sayın Kaya, bize ilk çektiğiniz dizi filmi anlatır mısınız ?

Herkes bir anda şaşkınlığa kapılmıştı. Az önce Büyük Roma’dan Kudüs’ten bahseden şahıs. Sanki büyük bir şakanın başlangıç düğmesine dokunuyor gibiydi. Gayri ciddi bir hava olmuştu ortamda.

- İlk diziniz ?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder